Şanlıurfa Rehberi

(Urfa Müzesi, Kurtuluş Müzesi, Fırfırlı Camii, Selahattin Eyyübi Camii, Cevahir Konuk Evi, Halepli Bahçe Mozaikleri, Halil’ür Rahman Gölü (Balıklı göl), Ayn Zeliha Gölü, Urfa Kalesi, Mevlid-i Halil Mağarası (Hz. İbrahim’in Doğduğu Makam), Sipahi Pazarı, Kazaz Pazarı, Gümrük Hanı, Hüseyniye Çarşıları
(Bakırcılar Çarşısı), Dabakhane, Meclis Evi, Mevlevihane Camii, Tarihi Urfa Sokakları, 58 Meydanı, Reji Kilisesi, Nimetullah Camii, Yorgancı Sokak, Yıldız Sarayı, Ulu Camii, Güzel Sanatlar Galerisi, Kültür Bahçesi, Göbekli Tepe,

ŞANLIURFA MÜZESİ
Şanlıurfa'da müze kurma girişimleri 1948 yılında, müzelik eserlerin toplanması ve Atatürk İlkokulu'nda depolanmasıyla başlar ve daha sonra bu eserler Şehit Nusret İlkokulu'na taşınır. Mevcut müzemizin 1965 yılında temeli atılır ve 1969 yılında ziyarete açılır.
Geçmişten günümüze il genelinde yapılan arkeolojik kazılarda çıkarılan ve vatandaşlardan alınan müzelik eserlerle günümüz müzesi oluşturulmuştur. Şanlıurfa Arkeoloji Müzesi sahip olduğu 74.000 eser sayısı ile Türkiye’nin 5. büyük müzesidir. Müzede sergilenen eserlerin sayısal niteliğinden çok taşıdığı tarihi ve kültürel özellikleri önemlidir. Müzemiz, eserlerin özellikleri ve nitelikleri bakımından dünyanın en önemli müzelerinden biridir. 11.500 yıl öncesinden günümüze değin birçok eseri Şanlıurfa Müzesi’nde görmek mümkündür.


Birçok ilin sahip olduğu kültür ve turizm potansiyelini o ilin müzesinde bulabilirsiniz. Ancak Şanlıurfa’nın sahip olduğu kültürel mirasını bir müzeye sığdırmak mümkün değildir. Şanlıurfa, il genelinde yapılan arkeolojik kazı sayısı ile Türkiye’nin en çok kazı yapılan ilidir. Bu bağlamda kent merkezi ve iki ilçe merkezi kentsel sit alanı ilan edilmiştir. Yani Şanlıurfa adeta “Açık Hava Müzesi”’dir.

MAHMUD NEDİM KONAĞI (ŞANLIURFA KURTULUŞ MÜZESİ)
Devlet Hastanesi yakınındadır. 1903 tarihinde inşa edilmiştir. Avrupai tarzda konak mimarisi ile geleneksel tarzda Urfa evi mimarisinin kaynaştığı bir özelliğe sahip olan ve oldukça geniş bir alana yayılan konak, haremlik ve selamlık bölümlerindeki düzgün kesme taş yapılardan meydana gelmiştir.
Urfa Kurtuluş Savaşı'nda Fransız işgaline uğramıştır. Duvarlarında o günlerden kalan top ve mermi izlerini görebilmek mümkündür. Bu bağlamda Şanlıurfa Valiliği tarafından onarımı gerçekleştirilmiş ve 11 Nisan 2009 yılında “Şanlıurfa Kurtuluş Müzesi” olarak hizmete sunulmuştur.

 

 

FIRFIRLI CAMİİ (ON İKİ HAVARİ KİLİSESİ – AZİZ HAVARİLER KİLİSESİ)
Ali Fuat Bey Caddesi’nde (Yeniyol) bulunan yapı Oniki Havari Kilisesi olarak da adlandırılmıştır. Yapı kilise olarak inşa edilmiştir. Kaynaklara göre Hıristiyanlık açısından büyük önem taşıyan ve Van bölgesindeki Varak Manastırında bulunan “Varak Haçı” 1092 yılında Urfa’ya getirilerek bu kiliseye (Aziz Havariyun Kilisesi) konulmuştur. Caminin mihrabı üzerindeki kitabeden anlaşıldığına göre 1956 yılında kiliseden camiye çevrilmiştir. Caminin taş bezemelerinden ötürü de halk arasında Fırfırlı Cami olarak anılmıştır.
Yapı kesme taştan, üç nefli bazilika plan düzeninde yapılmıştır. Yapının batı cephesi ile köşe kulelerinde son derece güzel bir taş işçiliği görülmektedir. Naosun(ana ibadet mekanın) orta nefi(bölümü) kubbe ile, yan nefleri ise tonozla örtülmüştür. Bunlardan orta nef daha geniş olup, üzerini örten kubbenin yüksek kasnağı üzerinde 24 pencere yer almaktadır.
Yapının kubbe ve tonozlarında bazalt taşı, mukarnas başlıklı sütun ve kemerlerinde de kesme taş kullanılmıştır. Yapının dikkat çeken yönlerinden birisi de yarım sütunlar ile dış cephelerdeki taş duvarda bulunan bezemelerdir.

SELAHADDİN EYYUBİ CAMİİ (AZİZ JOHANNES PRODROMOS ADDAİ KİLİSESİ)
Şanlıurfa’da Vali Fuat Bey Caddesi’nde (Yeniyol) bulunan bu caminin yerinde 457 yılında yaptırılan Aziz Youhanna (Vaftizci Yahya) Kilisesi bulunuyordu. Selahattin Eyyubi döneminde kısa bir süre cami olarak kullanılmıştır. XIX yüzyılın ortalarında, burada bulunan eski kilisenin üzerine bugünkü yapı inşa edilmiştir. Dönemi itibarı ile bölgedeki en büyük kilise olması dolayısıyla katedral olarak da adlandırılmıştır. Yapı uzun yıllar harap durumda kalmış ve bir ara elektrik santrali olarak kullanılmıştır. 28 Mayıs 1993’te onarımı yapılarak ibadete açılmıştır. Caminin yapı malzemesi kesme taş olup, plan itibarı ile mihraba paralel üç sahından (bölümden) oluşmuştur. Caminin yapımında bazilika plan üslubu açıkça görülmektedir. Yapının üzeri, içten beşik tonoz; dıştan da düz dam ile örtülüdür. Sahınların orta bölümü yan sahınlardan daha geniş ve daha yüksektir. Caminin girişi batı yönünde olup, son cemaat yeri de daha önceki kilisenin narteksinden yararlanılarak yapılmıştır. İbadet mekânı oldukça geniş ölçüde pencerelerle aydınlatılmıştır. Yapı üzerindeki pencerelerin kenarlarında kiliseden kalan yarım sütunlar ve birbirlerine dolanmış ejder kabartmaları bulunmaktadır.

KÜÇÜK HACI MUSTAFA HACIKÂMİLOĞLU KONAĞI (CEVAHİR KONUKEVİ)
Şanlıurfa merkezinde, Vali Fuat Caddesi (Büyükyol-Yeniyol)'nin, Halil-ür Rahman Gölü'ne yakın kesiminde, Selahaddin-i Eyyubi Camii'nin karşısındadır. İki katlı olan konakta, develik, hizmetçi odaları, tuvalet, misafir odaları, havuzlu bir hayat, zerzenbe, tandırlık ve sarnıç gibi geleneksel Urfa evlerinde bulunan yapılar mevcuttur.
Bu tarihi konak, XIX. yüzyılın ikinci yarısında inşa edilmiştir. Harem ve selamlık olmak üzere iki bölümü vardır. Konakta inşaat malzemesi olarak ünlü Urfa taşı (Hevara) kullanılmıştır. Küçük Hacı Mustafa Hacıkâmiloğlu Konağı olarak da bilinen bu konak, emekli valilerden Cemal Mirkelamoğlu'nun varisleri temsilen sağladığı maddi ve manevi destek sonucunda Şanlıurfa Valiliğince İl Özel İdaresi adına 1991 yılında satın alınarak restore edilmiştir.

MOZAİKLER ŞEHRİ URFA - HALEPLİBAHÇE MOZAİKLERİ
Şanlıurfa merkezdeki Halil’ür-Rahman Gölü’nün yanı başında, gecekondular altında kalan Antik Edessa Kentinin Grek kültür kalıntılarından en önemlisi çok renkli ve usta bir üslûpla yapılan Halepli Bahçede mozaiklerdir. Edessa Kenti, arkeolojik araştırmaları beklemektedir. Grek imparatorluk mozaik geleneği, M.Ö. 132-M.S. 244 yılları arasında hüküm süren Osrhoene Krallığı döneminde yerel bir üslupla devam etmiştir.

Bu antik kentin sınırları içerisindeki Halepli Bahçede, 2007 yılında yapılan kazılarda, günümüzden 3000 yıl önce Egeden, Karadeniz’e ve Anadolu’nun içlerine uzanan kültür havzasında, erkek egemenliğine karşı savaşan kadınların av sahnesi mozaiği bulundu. Mozaiklerin ilk tespiti Yrd.Doç.Dr Bahattin ÇELİK ve Arkeolog Ali UYGUN tarafından yapıldı. Savaşçı Amazon kadınları bu havza içerindeki devletlerin ve milletlerin mitoloji, tarih ve edebiyatında efsanevi olarak anlatılır.
Halepli Bahçe Mozaiklerinde “Savaşçı Amazon Kraliçelerinin Mozaiğe Resmedilmiş Dünyadaki İlk Örnekleri”ne rastlanılmıştır. Uzmanlar, Halepli Bahçe Mozaiklerini mozaik tekniği, sanatı ve 4 mm2 ebadında Fırat Nehri’nin orijinal taşlarından yapılması ve benzeri özelliklerinden dolayı, dünyanın en kıymetli mozaiği olarak tanımlamaktadırlar.

Halepli Bahçe’de Şanlıurfa Valiliği imkânlarıyla Şanlıurfa Arkeoloji Müzesi Başkanlığında ve arkeologlarımızın nezaretinde, ilk etapta 100 m2’lik mozaik gün ışığına çıkarılmıştır. Alanın tamamında tarama yapılıp varsa diğer mozaikler de ortaya çıkarılacak ve belki de buluntu yerinde koruma altına alıp sergilenecektir. Av sahnesi mozaiğinin kenar bordürlerinde, geometrik motifler, bitki desenleri, güvercin, kanatsız Eros, sincap, ördek, kaplan, keklik, ceylan ve tazı figürlerine yer verilmiştir.


Haleplibahçe’de yapılan kazı çalışmaları sonucu farklı mozaikler de ortaya çıkmıştır. Bunlar arasında en önemlilerinden biri Truva Savaşı’nın kahramanlarından Akileus(Aşil)’dir. Alanda Aşil’in hayat hikâyesini konu alan taban mozaiği, Şanlıurfa Müzesi arkeologları tarafından ortaya çıkarılmıştır.

Kazı çalışmalarında ortaya çıkarılan ve Roma dönemine tarihlenen yer ısıtmalı hamam da alanın nedenli önemli bir yerleşim yeri olduğunu gözler önüne sermektedir.



ATEŞİN SERİN VE SELAMET OLDUĞU YER HALİL-ÜR RAHMAN GÖLÜ (BALIKLIGÖL)
Şehirdeki tarihi ve kutsal mekânların yanında, Rızvaniye Camii’nin önünde bulunan Balıklıgöl, 150 metre uzunluğunda ve 30 metre genişliğindedir. Derinliği 3-5 metre civarındadır. İçinde efsanelere konu olan sazan türü balıklar bulunmaktadır. Bu balıklara halk tarafından saygı gösterilir ve yenilmesi yasaktır.
İslami kaynaklara, Hz. İbrahim ateşe atıldıktan sonra, bir mucize gerçekleşir ve etraf güllük gülistanlık olur. Bu mucizenin gerçekleştiği mekânın Balıklıgöl ve çevresi olduğuna inanılır.

 

 

HALİL-ÜR RAHMAN CAMİİ
Cami Halil-Ür Rahman Gölü’nün(Balıklıgöl) hemen yanında yer almaktadır. Selahattin Eyyubi’nin Yeğeni El Melik’ül Eşref Muzafferüddin Musa tarafından 1211–1212 yıllarında inşa ettirilmiştir. Cami halk arasında “Döşeme Camisi” ve ya “Makam Camisi” olarak ta isimlendirilmektedir. Harap durumda olan cami, Eyyübi mimari özelliklerini 1810 yılında yapılan kapsamlı onarımdan sonra büyük ölçüde yitirmiştir. Evliya Çelebi Seyahatnamesi’nde bu camiden İbrahim Halil Tekkesi olarak bahsetmektedir.

 

 

RIZVANİYE CAMİİ
Halil-ür Rahman Gölü(Balıklıgöl)'nün kuzey kenarında bulunan cami, 1717(Hicri.1129) yılında Rakka Valisi Rıdvan Ahmet Paşa tarafından yaptırılmıştır. Plan olarak mihraba paralel dikdörtgen yapılı olan cami, üç kubbeli olarak inşa edilmiştir. Caminin doğusunda tek şerefeli bir minare yer alır. Harim giriş kapısı iki renkli malzeme kullanılarak yapılmıştır. Böylece kapıya ayrı bir güzellik kazandırılmıştır. Harim kısmı(ana ibadet mekânı) her yönden açılan pencereleri ile oldukça aydınlıktır.
Süsleme olarak yapının en ilginç kısmı şüphesiz giriş kapısının Osmanlı kündekari tekniğinin en güzel örneklerinden birine sahip olmasıdır. Ahşap kapı, çivi kullanılmadan geçme ve kakma tekniğiyle yapılmıştır. Kapı üzerinde zengin bitkisel ve geometrik desenler bulunmaktadır. Rızvaniye giriş kapısının Urfa’da bir eşi daha yoktur. Caminin minaresi, sekizgen gövdeli olup, şerefesi mukarnaslıdır.

HASAN PADİŞAH CAMİİ
Balıklıgöl civarında, Akarbaşı mevkiinde bulunmaktadır. Kesin yapım tarihi bilinmeyen Hasan Padişah Camisi 15.yy’nin ikinci yarısına tarihlenmektedir. Şeyh Abdurrahman oğlu Hacı Yakub tarafından yaptırılmıştır. 1927 yılına ait kayıtlarda Akkoyunlu Hükümdarı Uzun Hasan adına yaptırıldığı belirtilmektedir. Caminin isminin de Uzun Hasan’ın adını taşıdığı söylenmektedir.
Cami 1796, 1874 ve 1968 yıllarında; minaresi ise Halil Bey tarafından 1859 yılında onarılmıştır. Halil’ür Rahman Gölü’nden gelen su, bu caminin avlusundan geçer.

AYNZELİHA GÖLÜ
Halil-ür Rahman Gölü'nün hemen güneyinde, Urfa Kalesinin önünde yer almakta olup, 150m2 alanı bulunan bir göldür. Bu göldeki balıklar da mekânın kutsal olduğuna inançla yenmez. Rivayetlere göre, Hz İbrahim ateşe atıldıktan sonra, Nemrut’un kızı Zeliha da Hz. İbrahim’i çok sevdiğinden ateşe atılmasına dayanamaz, o da kendisini ateşe atar. Zeliha'nın düştüğü yerde bir göl oluşur.
Bu göle de Aynzeliha (Zeliha Gölü veya Pınarı) adı verilir.



 

 

ŞANLIURFA KALESİ
Urfa Kalesi’nin M.Ö. 9500 yıllarına ait neolitik bir yerleşim höyüğü üzerine kurulduğu tahmin edilmektedir. Kalenin yanı başında çıkarılan ve Şanlıurfa Müzesinde sergilenen 11.500 yılık Balıklıgöl Heykeli kale dâhil Balıklıgöl havzasının tarihini bilimsel olarak vermektedir. Kalenin üzerindeki korinth başlıklı iki sütun Edessa Karalı IX. MANU döneminde, M.S. 240-242 yılları arasında birer anıt sütun olarak yapılmıştır. Kaledeki iki sütunun arası 14 m. olup, yükseklikleri 17.25 m. sütunların çevresi ise 4.60 metredir. Doğudaki sütunun kente bakan yüzünün 3 metre yukarısındaki Süryanice kitabede: "Ben askeri komutan BARŞAMAŞ (Güneşin oğlu)'in oğlu AFTUHA. Bu sütunu ve üzerindeki heykeli veliaht Prens MANU kızı, kral MANU eşi, hanımefendim ve velinimetim kraliçe ŞALMETH için yaptım" yazılıdır. Kalenin sütün hariç diğer kısımları M.S. 814 yılında Abbasiler döneminde yeniden restore edilmiştir. Urfa Kalesi’nin, üç tarafı kayadan oyma derin savunma hendeği ile çevrilidir, kuzey tarafı ise sarp kayalıktır. Urfa Kalesi’nde yapılacak bir arkeolojik kazıda M.Ö. 9500 yılından Osmanlı Dönemine birçok uygarlığa ait kültürel varlık ve bu uygarlıklara ait yapı kalıntıları bulunacaktır.


MEVLİD-İ HALİL MAĞARASI
Mevlid-i Halil Mağarası, Dergah Platosu denen alan içerisinde Balıklıgöl civarında yer alır. Mevlid, “kutlu doğum” demektir. Hz. İbrahim Peygamberin bu mağarada doğduğuna inanıldığından halk tarafından Mevlid-i Halil Mağarasından çıkan suyun zemzemden sonra en şifalı su olduğu kabul edilmektedir.




 

 

SİPAHİ PAZARI
Gümrük Hanı'nın batısına bitişik olarak inşa edilmiş, kapalı bir çarşıdır. Gümrük hanı ile aynı tarihte hana gelenlerin hayvanlarının barınması için yaptırılmış olduğu tahmin edilmektedir.
Düzgün kesme taşlardan inşa edilmiş kuzey-güney istikametinde beşik tonozla örtülüdür. Tonozun üzerinde belirli aralıklarla aydınlatma pencereleri bırakılmıştır. Yerden yarım metre yükseklikte karşılıklı dükkânlar yer alır. Dört kapısı vardır, Kazaz Pazarına açılan kapının bir dükkânın bozulmasıyla gerçekleştirildiği 1741 tarihli Rızvan Ahmet Paşa Vakfiyesi’nden anlaşılmaktadır.
1997 yılında Şanlıurfa Valiliğince restore edilen çarşı günümüzde Halıcılar Çarşısı olarak kullanılmaktadır.

 

 

 

KAZZAZ PAZARI (BEDESTEN)
Gümrük Hanı'nın güneyine bitişik olarak 1562 yılında inşa edilmiştir. 1740 tarihli Rızvan Ahmet Paşa Vakfiyesi'nde Bezzazistan adıyla geçen bu çarşının tamir ettirildiği yazılıdır.
Kapalı çarşı şeklindeki Bedesten düzgün kesme taşlardan yapılmıştır. Doğuda Han Önü Çarşısı'na açılan ana kapısı, Sipahi Pazarı'na açılan Batı kapısı, Pamukçu Pazarı'na açılan güney kapısı ve Gümrük Hanı'na açılan kuzey kapısı olmak üzere 4 kapısı bulunmaktadır. Batı kapısının, sipahi pazarındaki bir dükkânın bozulmasıyla açıldığı vakfiyesinden anlaşılır.
Çarşıda sağlı sollu iki sıra halinde uzayan dükkânlar bir metre yüksekteyken 1998 yılındaki ŞURKAV’ın yaptığı yenileme sırasında yer seviyesine indirilmiştir. Yapı günümüzde yöresel giysi ve aksesuarların satıldığı çarşı olarak kullanılmaktadır. Şanlıurfa Bedesteni Anadolu'da otantik değerini yitirmeyen ender çarşılardandır.

 

 

GÜMRÜK HANI
Haşimiye Meydanı yakınındadır. Kanuni Sultan Süleyman zamanında 1563 yılında Urfa Sancakbeyi Halhallı Behram Paşa tarafından yaptırılmıştır. Evliya Çelebi Seyahatnamesinde "Yetmiş Hanı" olarak anılan Gümrük Hanı, Şanlıurfa'daki hanların en güzel ve anıtsal örneklerindendir. Dış cepheleri kaplayan iki renkli kesme taşlardan dolayı “Alaca Han” adıyla da bilinir. Avlusundan Halil-ür Rahman Gölü'nün suyu geçmektedir. İki katlı bu hanın üst katındaki odalarda terziler çalışmakta, avlusunda çayhaneler bulunmaktadır.
Hanın kare avlusunun etrafını çevreleyen dükkânların üzerinde ön kısımları revaklı ikinci kat odaları yer almaktadır. Giriş eyvanının üzeri mescit olarak değerlendirilmiştir. 2001 yılında Rızvaniye Vakfı'nın katkılarıyla Şanlıurfa Kültür, Sanat ve Araştırma Vakfı (ŞURKAV) tarafından restore edilmiştir.

 

 

HÜSEYNİYE ÇARŞILARI (BAKIRCILAR ÇARŞISI)
Çadırcı Pazarı ile Kazancı Pazarı arasında, kuzey güney yönünde birbirine paralel olarak uzanan ve her biri 15'er çapraz tonozla örtülü iki kapalı çarşıdır. Çarşı,1887 yılında Hartavizâde Hafız Muhammet Selim Efendinin oğlu Hüseyin Paşa tarafından yaptırılmıştır. Çarşılarda sağlı sollu dükkânların kapılarının üzerinde karşılıklı olarak aydınlatma pencereleri yer alır. Düzgün kesme taşlardan inşa edilmiştir. İnşa edildiği yıllarda Halı, Kilim, Keçe ve benzeri yaygıların satıldığı yer olarak kullanılmıştır. Bir ara Yemenici Pazarı olarak kullanılmış ve son olarak Bakırcı esnafına tahsis edilmiştir. Çarşılardan biri Bakırcılar diğeri ise Beyaz eşya satıcıları tarafından kullanılmaktadır.

 

 

 


DEBBAKHANE
Büyükbaş hayvancılığın yaygın olduğu Şanlıurfa'da, Debbağlık sanatının geçmişi çok eski¬lere dayanmaktadır. Bu sanat günümüzde fabrika türü derilere yenik düşerek tamamen terkedilmiş bir durumdadır.
Gön debbağlığı ve deri debbağlığı olmak üzere iki bölüme ayrılan bu zanaatın her bölümü ayrı debbağhânelerde ve ayrı ustalar tarafından icra edi¬lirdi. Gön debbağları aşağı debbağhânede, deri debbağları da yukarı debbağhânede çalışırlardı. 1883 tarihli Halep Vilâyet Salnamesi’nde her iki debbağhâneden söz edilmektedir.

MECLİS EVİ (ŞAHAP BAKIR EVİ – İSA BEDEN EVİ)
Arabizade Reşit Efendi evi olarak ta bilinen bu ev Pınarbaşı Mahallesi Köleler sokaktadır. Bu eve bir tetirbe (Çıkmaz Sokak) sonundaki kapıdan girilir. Kapısı geleneksel Urfa evlerinin birçoğunda olduğu gibi çift çenetlidir (çift kanatlı). Kapı üzerindeki madalyon şeklindeki kitabede yer alan H 1192 (M1778 tarihi) büyük olasılıkla evin yapılış tarihidir. Haremlik ve selamlık bölümlerinden oluşan tarihi ev kapı arası, hayat, havuz, çiçeklik, zerzembe (kiler), tandırlık, camhane (Duvara gömme nişler), eyvan, haremlikle selamlık arasında yemek servisini sağlayan dönme dolap gibi Urfa evlerinin tüm unsurlarını taşımaktadır. Şanlıurfa Merkezde mülkiyeti Özel İdare’ye ait olan 2 katlı ve 2 bölümden oluşan Meclis Evi, Valilik Makamının uygun görüşü ile İlimizde oluşturulan “Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu”na tahsis edilmiştir.

MEVLEVİHANE CAMİİ
Haşimiye Meydanı'nın doğusunda bulunan yapı, 18. Yüzyılda Mevlevilerin zikir yapmak üzere toplanması amaçlı Mevlevihane olarak inşa edilmiştir. Kubbesinin dış üst tarafında "Mevlevi Sikkesi" mevcut olup, tekkelerin kapatılmasından sonra cami olarak ibadete açılmıştır. Bu yapı, Vakıflar Genel Müdürlüğü'nce hazırlanan bir proje dâhilinde restore edilmiştir.
Cami kare planlı ve üzeri tek kubbe ile örtülüdür. Yapının batı cephesine bitişik olan çarşı, daha önce kasaplar çarşısı olarak hizmet vermekteyken son dönemlerde yapılan kamulaştırma, restorasyon ve çevre düzenlemeleri çalışmalarından sonra hediyelik eşyaların satıldığı bir çarşıya dönüştürülmüştür.

TARİHİ URFA SOKAKLARI
Şanlıurfa’nın tarihi mimari dokusunun önemli bir kısmını sokaklar ve evler oluşturmaktadır. Yüzlerce güzel ev ve sokaktan oluşan bu dokunun önemli bir kısmının bozulmadan günümüze ulaşmış olması turizm açısından büyük bir kazançtır. Sivil mimari dokusunun ve anıtsal mimari dokusunun önemli bir kısmını koruyarak günümüze ulaşmış ender şehirlerden biri olan Şanlıurfa, UNESCO’nun Dünya Kültür Mirası Listesi’ne aday bir ildir. Çok sayıdaki tarihi sokak arasında Arabi Camii Sokağı, At Pazarı Sokağı, Güllüoğlu Sokağı, Hüseyin Paşa Sokak, İrfaniye Sokak, Karanlık Kapı Sokak, Madenli Sokak, Yorgancı Sokak ve Zincirli Sokak yüksek duvarları, sokağa taşkın cumbaları, kabaltı denilen beşik tonoz örtülü geçitleriyle izleyenlerin ilgisini çekmektedir. Tetirbe, Şanlıurfa’da birçok sokakta rastlanan, genellikle 5-15 m. Uzunluğunda, 1,5-2,5 metre genişliğinde olan çıkmaz sokaklara verilen isimdir. Bu çıkmaz sokaklar mahallenin ana yolundan ayrılarak daha da bir kişiselleşmiş özel yollar olarak değerlendirilebilir. Genellikle orada oturan ailelerin adlarıyla bilinir.

ELLİSEKİZ MEYDANI
Nimetullah Mahallesindeki Osmanlı Dönemine ait dört sokağa açılan tarihi yapıların yoğunlaştığı önemli bir meydandır. Bu meydanın güneyinde Kurtuluş İlköğretim Okulu (Numune Mektebi- XIX. Yy. sonları), doğusunda Şeyh Saffet Tekkesi(1892), Şeyh Saffet Çeşmesi (1891) ve Muhammet Muhyiddin Türbesi (1795), kuzeyinde Reji Kilisesi (1861), kuzeybatısında ise XV. yy’a ait Nimetullah Caminin yer aldığı bu meydan adeta bir “Hoşgörü Meydanı” görünümündedir.

REJİ KİLİSESİ (AZİZ PETRUS ve AZİZ PAULUS KİLİSESİ)
Aziz Petrus ve Aziz Paulus Kilisesi olarak kayıtlara geçen yapı, Ellisekiz Meydanı'nın kuzeydoğusundadır. Yapı, 1861 yılında, VI. yüzyıla ait bir kilise kalıntısının üzerine inşa edilmiştir. Kilise, Hz. İsa’nın iki havarisinin anısına inşa edildiğinden onların ismini taşımaktadır. Yapı, 1924 yılına yani Urfalı Süryanilerin Halep'e(Suriye) göç edişlerine kadar, aktif olar kullanılmıştır.
Aziz Petrus ve Aziz Paulus Kilisesi, 1924 yılında Tütün, Tütün Mamülleri, Tuz ve Alkol İşletmeleri A.Ş. (TEKEL) İdaresine verilir. Tekel idaresi tarafından yapı önce tütün fabrikası sonra üzüm deposu olarak kullanır. Kilise, halk tarafından Tekel kelimesinin Fransızca karşılığı olan Regie (Reji)'den dolayı "Reji Kilisesi" olarak isimlendirilmiştir. Kiliseden çıkarılan yazılı mezar taşları Urfa Müzesi'nde gönderilmiştir. Kilise, Şanlıurfa Valiliği tarafından 1998 yılında restore edilerek, 24 Mayıs 2002 tarihinde “Vali Kemalettin Gazezoğlu Kültür Merkezi” olarak hizmete girmiştir. Bugün hala çeşitli sosyal etkinlikler için kullanılmaktadır.

NİMETULLAH CAMİİ (AK CAMİİ)
Nimetullah Camii, Nimetullah Mahallesindeki Ellisekiz Meydanı’nda bulunmaktır. Bazı kaynaklarda caminin 1500’lü yıllarda Urfa Sancakbeylerinden Nimetullah Bey tarafından inşa ettirildiği ifade edilse de kesinlik bulunmamaktadır. Harim kısmına(ana ibadet mekânı) girişteki kapı Klasik Osmanlı Portalleri tazında mukarnaslı olup görülmeye değerdir. Yapı plan özelliği itibariyle Edirne Üç Şerefeli Camii ile benzerlik gösterir. Ana kubbenin bulunduğu orta mekân doğu ve batı yanlarına eklenen yarım kubbelerle genişletilmiştir. Böylece daha fazla cemaatin aynı mekânda ibadet etmesi amaçlanmıştır. Bu plan özelliği daha sonra inşa edilen Çakeri Camiinde de karşımıza çıkmaktadır. Yapıda süsleme olarak; mihrab nişindeki sekizgenlerin oluşturulduğu geometrik süslemeler dikkat çeker. Sekizgenlerde oluşan geometrik kompozisyon Hızanoğlu ve Yusuf Paşa Camilerinde kullanılmıştır. Caminin onarımı hakkında farklı görüşler vardır. Bazı kaynaklarda caminin 1756 yılında Hacı Haydar Ağa tarafından onarıldığı belirtilse de, onarımın 1722 yılında aynı soydan gelen Hacı Nimetullah Bin Asker tarafından yaptırıldığını belirten kaynaklarda vardır.
Minare, caminin kuzey batı köşesinde yer alır. Silindirik gövdeli ve tek şerefeli olarak inşa edilen minare tescilli camilerimiz içinde en uzunu olması bakımından büyük önem arz eder. Avluyu çevreleyen medrese odaları 1695 yılında Abbas Ağa tarafından yaptırılmıştır. Avlunun kuzey kısmında ki zeminde bulunan üç mezardan ikisi Nimetullah oğlu Rûz Bey (?-1520) ve Lütfü oğlu Ali Bey (?-1594)'e aittir. Her iki mezarın bulunduğu türbe yakın zamanda restore edilmiştir.

Şanlıurfa’nın tarihi dokusunun korunduğu en önemli bölgelerden olan Kültür Adası olarak tanımlanan tarihi adanın kuzey kesimini oluşturan sokaktır. Nimetullah Cami ile Yıldız Meydanı’nı birbirine bağlar. Birçok evin restore edildiği bu sokakta bazı evler yöresel kültürün yaşatıldığı birer konukevine dönüştürülmüştür.

YILDIZ SARAYI KONUKEVİ
Geleneksel Urfa ev mimarisinin en güzel örneklerinden biri olan tarihi ev, haremlik ve selamlık olmak üzere iki ana bölümden oluşur. Geniş avlusu ve süslemeleriyle dikkat çeken yapı, restore edilerek konukevine dönüştürülmüştür. Halen, “Yıldız Sarayı Konukevi” olarak, restaurant olarak hizmet vermekte ve sıra gecesi organizasyonlarına ev sahipliği yapmaktadır.

ULU CAMİİ
Cami, şehir merkezinde Divanyolu Caddesinde yer alır. Yapım tarihi belirlenemeyen, "Kızıl Kilise" olarak adlandırılan, eski bir kilisenin yerine inşa edilmiştir. Eski yapıya ait avlu duvarları, sütunlar, sütun başlıkları ve çan kulesi halen mevcuttur. Caminin inşa kitabesi bulunmamaktadır. Bu yüzden kim tarafından ve ne zaman yapıldığı kesin olarak bilinmemektedir. Mevcut kaynaklara göre yapı mihraba paralel üç sahından(bölümden) oluşmaktadır. Bunun dışında mihrab önünde bir de kubbe yer alır. Harim kısmında(ana ibadet alanı-iç kısım) dört giriş kapısı yer alır. Son cemaat yeri de dahil olmak üzere yapıda, üst örtü olarak, tonoz kullanılmıştır. Urfa Ulu Camii plan olarak, Halep Hükümdarı Nureddin Mahmud Zengi tarafından tamir ettirilip bugünkü şeklini alan Halep Ulu Camii’ne benzemektedir. Bu nedenle Urfa Ulu Camii'nin de aynı dönemde yaptırıldığı tahmin edilmektedir. İslam fetihlerinden sonra, sütunlarda kullanılan kırmızı mermerler ve kilise ile ilişkisinden dolayı “Mescid ül- Hamra (Kırmızı mescit)” olarak isimlendirilmiştir. Caminin harim kısmında bir kuyu yer alır. Halk arasındaki bir inanışa göre Hz. İsa’nın, Kral Abgar’a Havarisi Thomas’la gönderdiği mendil bu kuyuya düşmüştür. Bu nedenle camiinin içindeki kuyunun suyu, şifalı olarak kabul edilir. Avlunun kuzeydoğu köşesinde eski kiliseden kalma çan kulesi yer alır. Bu kule, İslam fetihlerinden sonra minare olarak kullanılmıştır. Böylece yapı için yeni bir minare yapılmasına gerek kalmamıştır. Minareye Cumhuriyet döneminde bir saat eklenerek saat kulesine dönüştürülmüştür. Minare, aynı zamanda şehrin ilk ve tek saat kulesi görevini de görmektedir. Kitabelere göre Ulu Camii; 1684, 1779, 1780 ve 1870 tarihlerinde onarım görmüştür. Cami avlusuna, Şanlıurfa İli Kültür Eğitim ve Araştırma Vakfı (ŞURKAV) tarafından kesme taşlardan yapılmış bir şadırvan inşa edilmiş ve bahçe düzenlemeleri yapılmıştır. Kızıl Kiliseye ait kalın duvarlarla çevrili camii avlusunun kuzeybatı kesimi mezarlıktır. Bu mezarlıktaki türbede, 1823 yılında vefat eden, Halidi Tarikatı’nın kurucusu Mevlana Halid Ziyâeddin Hazretleri'nin küçük oğlu Şehabeddin Ahmet’in mezarı bulunmaktadır. Türbe, yakın zamanda ŞURKAV tarafından restore edilmiştir.

HACI HAFIZ AHMET EFENDİ EVİ (DEVLET GÜZEL SANATLAR GALERİSİ)
Divan yolu postane bitişiğindedir. İki avlulu evin, selamlık kapısı üzerindeki kitabeden 1888 tarihinde inşa edildiği anlaşılmaktadır. Düzgün kesme taşlardan yapılmış olup haremlik ve selamlık bölümü geleneksel Urfa evlerinin en güzel örneklerindendir. Kapı ve pencere kanatlarındaki ağaç işçiliği ile odalarda göz tabir edilen ahşap raflardan oluşan nişler Urfa evlerindeki ağaç işçiliğini yansıtır. 1979 yılında Kültür Bakanlığınca kamulaştırılarak restore edilip 1998 yılında Devlet Güzel Sanatlar Galerisi olarak hizmete açılmıştır. Şanlıurfa’da kamulaştırılan ilk tarihi yapıdır.

KÖY YATI MEKTEBİ (İL KÜLTÜR VE TURİZM MÜDÜRLÜĞÜ VE KÜLTÜR BAHÇESİ)
İnşa tarihi bilinmemektedir. İnşası yarım bırakılan bu yapı, 1930 yıllarında Mutasarrıf Münir Bey tarafından tamamlanarak bugünkü halini almıştır. Önceleri Sanayi Mektebinin nakledilmesi düşünülmüşse de daha sonra çevre köylerden gelen kız öğrenciler için yatılı okul olarak kullanılmıştır. Mimari ve Üslup olarak 1903 yılında inşa edilen Yusuf Ziya Efendi Konağına (Eski Osmanlı Bankası binası) benzer özelikler taşıdığı için aynı dönemde yapıldığı söylenebilir. Kesme taşlardan inşa edilmiş iki katlı U şeklinde bir plana sahiptir. Yapı 1993 yılında Şanlıurfa Valiliğince restore edilmiş ve bir süre Özel İdare binası olarak kullanılmıştır. 2005 yılında İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü’ne devredilmiştir. 4200 m2 lik bir alan sahip olan bu bina ve müştemilatı restore edilmiştir. Yapılan restorasyon çalışmaları sırasında bahçe düzenlemesi yapılarak “Kültür Bahçesi” olarak sosyal etkinliklerin yapılmasına müsait bir duruma getirilmiş, ayrıca bahçe içine Halepli Bahçe Amazon Mozaikleri, Göbeklitepe Stelleri, Edessa Mozaikleri gibi birçok eserin kopyaları yapılmıştır. Urfa Mimarisinin güzel örneklerinden biri olan bu yapı, halen İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü hizmet binası olarak kullanılmaktadır.

DÜNYANIN EN ESKİ ARKEOLOJİK TAPINAĞI GÖBEKLİTEPE
Göbeklitepe, M.Ö. 10.000 yani günümüzden 12.000 yıl öncesine tarihlenen “Dünyanın En Eski Arkeolojik Tapınağı”’dır. 80 dönümlük alana sahip olan ören yeri, Kültür ve Turizm Bakanlığı’nca 2005 yılında 1. Derece arkeolojik sit alanı ilan edilmiştir. İnsanoğlu ilk kez, Neolitik dönemde avcılık ve toplayıcılık ile birlikte tarıma da yönelmiştir. Yabani şekilde yetişen buğday, arpa, mercimek türü ürünleri deneme yanılma yoluyla ekmeye başlamış, zamanla en iyi ürünü bulmuştur. Yine bu dönemde hayvanların evcilleştirilmesi gerçekleşmiş, ilk dini ve sivil mimari örnekleri ortaya çıkmaya başlamıştır.
Şanlıurfa İl Merkezi’nin 17 km doğusunda Örencik (Karaharabe) Köyü’nün 3 km kuzeydoğusunda yer alan Göbeklitepe, adını bölgede bulunan taş yatır mezardan (ziyaretten) almaktadır. İlk kez 1963 yılında İstanbul ve Chicago Üniversitelerinin işbirliği ile hazırlanan “Güneydoğu Anadolu Bölgesi Araştırma Projesi” çerçevesinde gerçekleştirilen yüzey araştırmalarında, İstanbul Üniversitesinden Prehistorya Bölüm Başkanı Prof. Dr. Halet ÇAMBEL ve Chicago Üniversitesinden Prof. Dr. Robert BRAIDWOOD tarafından keşfedilmiştir.

1995 yılında Şanlıurfa Müze Müdürlüğü başkanlığında ve Alman Arkeoloji Enstitüsü’nden Arkeolog Harald HAUPTMANN’ın danışmanlığında yüzey araştırmaları yapılmış ve 1996 yılından 2006 yılına kadar Şanlıurfa Müze Müdürlüğü başkanlığında ve Alman Arkeoloji Enstitüsü’nden Arkeolog Klaus Schmidt danışmanlığında kazı çalışmaları sürdürülmüştür.
Göbeklitepe’deki kazı çalışmaları 2007 yılından itibaren Bakanlar Kurulu kararı ile Alman Arkeoloji Enstitüsünden Arkeolog Klaus Schmidt tarafından yürütülmektedir.

Göbeklitepe’de ortaya çıkarılan ilginç buluntular arasında çöl varanı, sürüngen kabartmaları, ağzı açık ve dişleri korkunç bir şekilde betimlenen kurt kafaları, yaban domuzları, turna, leylek, tilki, ceylan, yabani eşek, yılan, akrep, yabani koyun, aslan örümcek ve kafası olmayan insan kabartması, erkeklik organı abartılı olarak tasvir edilmiş erkek heykelleri vb. ortaya çıkan bulgular 12.000 yıl önce yerleşik hayata geçen bu dönem insanının inançlarını yansıtan önemli bulguları oluşturmaktadır.

Mimarlık tarihi, insanoğlunun avcı ve toplayıcı toplumdan yerleşik topluma geçmesi ile başlar.Göbeklitepe’de bulunan 12.000 yıllık yapılar, mimarlık tarihinin başlangıcı olarak kabul edilmiştir. İnsanoğlunun tek tanrılı dinlerden önceki çok tanrılı döneme ait ilk tapınağı, M.Ö. 5.000 yılına tarihlenen Malta Adası’ndaki tapınak olarak biliniyordu. Göbeklitepe yerleşiminin tespiti ile bu bilgiler geçerliliğini yitirmiş ve insanoğlunun ilk tapınağının günümüzden 12.000 yıl öncesine tarihlenen “Göbeklitepe Tapınağı” olduğu bilimsel verilerle kanıtlanmıştır. Bu tespit ile birlikte arkeoloji tarihi yeniden yazılmaya başlanmıştır.

Dünyada kabul gören arkeolojik görüşe göre insanoğlunu avcı ve toplayıcı yaşam biçiminden yerleşik hayata geçmesindeki en önemli faktörler; açlık korkusu ve korunma iç güdüsüdür. Ancak Göbeklitepe bu tabuyu yıkmıştır. Zira yapıldığı dönem göz önüne alındığında; yerleşik yaşama geçişte dinsel inanışların da etkinsin olabileceğini ispatlamıştır.

 

 

SANAL TUR

MENÜ

GALERİ


ŞANLIURFA REHBERİ

Şanlıurfa Rehberi

YÖRESEL TATLAR

Yöresel Tatlar

BALIKLI GÖL

Balıklıgöl 

ULAŞIM

Ulaşım